ÖZ VARLIK TESPİT DAVALARI

1. GİRİŞ

Günümüzde çok farklı nedenlerden dolayı işletmeler, öz varlık tespit davaları açarak öz varlıklarının tespitini yaptırmaktadırlar. İşletmelerin bilançolarında yer alan öz varlıklarının değerini yeniden tespit ettirmelerindeki gerekçelerin başında kanunlardan doğan yükümlülükleri yer almaktadır. Öz varlık tespitine konu olacak davalarda işletmelerde aktiflerine kayıtlı olan her türlü menkul ve gayrimenkulün tespitini isteyebilmektedirler.

Öz varlık tespitine ilişkin olarak vergi kanunlarında, Türk Ticaret Kanununda ve Sermaye Piyasası Kanununda hükümler bulunmaktadır. Öz varlık tespitleri ; işletmelerin varlıklarının borçlarını karşılayamaması durumunda öz sermayenin şirket bünyesinde korunduğunun ispatında, şirketlerin nevi değişiklikleri sırasında yasal zorunluluklardan, şirket birleşmelerinde yasal zorunluluklardan, öz kaynak yapısının güçlendirilmesi amacıyla öz varlıkların cari değerlerinin tespitine kadar geniş bir alana sahip konuları içermektedir.

Ülkemiz gibi fiyatlar genel seviyesinde sürekli artışların yaşandığı ekonomilerde şirket malvarlığındaki pasif değerlerin yükselmesi sonucunda şirket sermayesinde yaşanan kaybın, şirket alacaklılarının haklarını tehlikeye düşürmesini engellemek amacıyla, Türk Ticaret Kanunu dahilinde yasal bir zorunluluk öngören düzenlenmeler yapılmıştır. Buy bağlamda; türk parasının kötüye giden ekonomi sebebiyle değerinde yaşanan azalma şirket öz varlık değerinin gün geçtikce azalmasına sebep olmaktadır. Bu sebeple anonim şirketlerin mali durumlarında yaşadıkları veya ilerde yaşayacakları bozukluklarda karşılaşacakları en büyük sorun TTK m. 324 hükmünün getirdiği düzenlemeler olacaktır.

Bu duruma paralel olarak SPK Seri: VIII No: 20’ de 3568 Sayılı SM – SMMM ve YMM Kanununda ve diğer kanunlarda TTK’na paralel düzenlemeler göze çarpmaktadır.

2. ÖZ VARLIKLARA İLİŞKİN GENEL BİLGİLER

Varlıkların elde tutulmayıp, normal koşullar altında satılmaları durumunda sağlanacak gelirlerden, yapılan giderlerin çıkarılması ile bulunan net tutar net aktif değer olmaktadır. Diğer bir ifadeyle, varlıkların tarihi maliyetlerinin cari değerlere dönüştürülmesiyle bulunan değerdir. Cari değerlere dönüştürülen varlıklar işletmenin değerini, işletme değerinden borçların çıkarılması ile bulunan değer ise özvarlık değerini gösterir.

 

Öz Varlık = Aktif Toplam (Net) – Şirket Borçları

Şeklinde formüle edilmektedir.

Bu bağlamda TDHP’na paralel olarak işletmelerin öz varlıklarına;

Öz Varlık = (1+2) – (3+4) şeklinde ulaşılabilir.

Dolayısıyla; Öz Varlık = Öz Kaynak şeklinde ifade etmekte mümkündür.

 

İşletme Varlıkları ;

1- Dönen Varlıklar ve

2- Duran Varlıklar olarak iki ana bölüme ayrılmaktadır.

 

İşletme Kaynakları ise;

1- Kısa Vadeli Yabancı Kaynaklar

2- Uzun Vadeli Yabancı Kaynaklar ve

3-Öz Kaynaklar olarak bölümlenmektedir.

 

Aşağıda ele alınacak bölümlerde özellikle işletmelerin öz varlık tespiti yaptırdıkları Maddi Duran Varlıkları ve hesaplama sonucu oluşan öz varlıklarının hangi kalemlerden oluştuğuna ilişkin genel bilgiler verilecektir.

 

2.1 İşletmenin Varlıkları

 

İşletme varlıkları içerisinde en çok tespit konusu olan varlıklar Duran Varlıklar altında yer alan Maddi Duran varlık kalemleridir.

 

Maddi Duran Varlıklar, gözle görülen,elle tutulan varlıklardır.Maddi Duran Varlıklara örnek olarak demirbaşlar, makineler, tesisler, büro malzemeleri, taşıt araçları gösterilebilir.

Maddi Duran Varlıklar, işletme faaliyetlerinde kullanılmak üzere edinilen ve tahmini yararlanma süresi bir yıldan fazla olan fiziki varlık kalemlerinin ve bunlarla ilgili birikmiş amortismanların izlendiği hesap grubuna verilen addır.

İşletmelerin, satın aldıkları duran varlıkları, duran varlıklar hesaplarına veya cari dönemin giderlerine kayıt etmede göz önünde bulundurulacak husus, satın alınan duran varlığın kullanma ve satın alınma amacına bağlıdır. Daha başka bir ifade ile, satın alınan varlık bir faaliyet döneminden uzun süre kullanılarak üretim faaliyetine katılacaksa bunlara yapılan ödemeler ilgili duran varlık hesabına kaydedilmelidir.

Bir yıldan fazla işletmede kullanılacak varlıklar duran varlıktır. Ancak VUK’na göre değeri 350.000.000.-TL’den (2003 yılı için) az olan varlıklar doğrudan dönem gideri olarak kaydedilebilirler. Yani, işletmede bir yıldan fazla kullanılsalar dahi , 350.000.000.-TL’den az olan duran varlıklar, istenildiği takdirde satın aldıkları dönemde gider olarak kaydedilebilirler. Değeri 350.000.000.-TL’nin altında olan duran varlıklar için bir yıldan fazla kullanılma şartı aranmamaktadır.

VUK, mükellef açısından vergi borcunun, vergi dairesi açısından vergi alacağının başından sonuna kadar nasıl gerçekleşeceği ile ilgili kuralları düzenleyen yasadır.

 

2.2 İşletmenin Öz Kaynakları

Öz kaynaklar hesap sınıfı, Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliği (MSUGT) uyarınca düzenlenen Tekdüzen Hesap Planında (THP) aşağıda gösterilen hesap grupları çerçevesinde sınıflandırılmıştır.

50 ÖDENMİŞ SERMAYE

52 SERMAYE YEDEKLERİ

54 KAR YEDEKLERİ

57 GEÇMİŞ YILLAR KARLARI

58 GEÇMİŞ YILLAR ZARARLARI (-)

59 DÖNEM NET KARI (ZARARI)

 

Öz kaynaklar hesap sınıfına ilişkin olarak yapılan bu sınıflandırmada yer alan hesaplar; TTK, VUK, SPK, IAS, German GAAP ve US GAAP’de yer alan hükümler çerçevesinde farklı hesaplarda düzenlenebildiği gibi yukarıda yer alan sınıflandırmada yer almayan hesapların kullanıldıkları da görülmektedir.

Örneğin; sermaye yedekleri ve kâr yedekleri hesap gruplarında yer alan bazı hesaplar (hisse senedi ihraç primleri, hisse senedi iptal kârları gibi) THP’da, TTK’nda ve SPK’nda yer alan hükümler gereğince öz kaynaklar hesap sınıfı içerisinde ancak farklı hesap gruplarında yer almaktadırlar. Hisse senedi ihraç primleri THP’da sermaye yedeği olarak, TTK’da kâr yedeği olarak ve SPK’nda ise öz sermaye unsuru olarak kabul görmektedir. Hisse Senedi İptal Kârları ise, THP’da sermaye yedeği olarak, TTK’da kâr yedeği olarak ve SPK’nda da kâr yedekleri hesap grubunda yasal yedek olarak kabul görmektedir.

Öz kaynaklar hesap sınıfında yer alan hesap gruplarına ilişkin olarak genel bilgiler aşağıda verilmiştir.

Maliye Bakanlığı, bilançolarda öz kaynak bölümünü, “işletme sahip ve ortaklarının bilanço tarihinde işletmeye yapmış oldukları sermaye yatırımlarının tutarını gösteren ödenmiş sermaye ile sermaye yedekleri, kâr yedekleri, geçmiş yıllar kârları ve geçmiş yıllar zararları ve dönem net kâr veya zararını kapsar” şeklinde tanımlanmıştır. (Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliği I).

 

Öz sermaye kavramı muhasebedeki sermaye kavramından farklı bir deyimdir. Sermayenin muhasebedeki anlamı, işe başlandığı zaman müteşebbisin işletmeye koyduğu iktisadi değerler toplamıdır. Mecbur kalındığı zaman azaltılıp çoğaltılabilir. Sermaye prensip olarak sabit bir karakter gösterir. Oysa “Öz sermaye” miktarı devamlı olarak değişir. Bu nedenle bu deyim bilançoların pasifinde tek kalem halinde görünen nominal ve donmuş sermayeden farklı bir kavram olmaktadır.

Bir anlamda; işletme sahip ve sahiplerinin kuruluş sırasında veya sermaye artırımlarında işletmeye tahsis ettikleri para ve/veya diğer varlıklar “esas sermaye”, işletmelerin faaliyetleri sonucu oluşan, fakat işletme sahibine verilmeyen işletmede bırakılan kârlar, yedek akçeler ve fonlar işletmenin öz sermayesini oluşturmaktadır. Muhasebe de sermaye, işletmenin öz sermayesini ifade etmek için kullanılmaktadır.

Görüldüğü üzere öz sermaye sermayeden daha kapsamlı olup sermayeyi de içine almaktadır. Yukarıdaki tanımlamalar göstermiştir ki, öz sermaye tespitinin iki yöntemle yapılabileceği ortaya çıkmaktadır. Bu yöntemler analitik yöntem ile sentez yöntemidir.

 

- Analitik Yöntem : Bu yöntemde gerçek aktif toplamından borçlar ve vergi kanunlarına göre ayrılmış karşılıklar düşülerek öz sermaye bulunur.

Aktif Toplamı - Gerçek Olmayan Aktifler – Aktif Düz. Hs’lar – Borçlar = Öz sermaye

- Sentez Yöntem : Sentez yönteminde, müteşebbisin işletmeye koyduğu sermaye ve işletmede oluşan varlıklar toplamı öz sermayeyi verir.

Nominal Sermaye + İhtiyatlar + Vergisiz Fonlar + MDVDAF + Dağıtılmamış Fonlar + Cari Dönem Kârı + Şahsi İşletme ve Adi Şirketlerde Sahip ve Ortaklara Borçlar – Pasifi Düzenleyici Hesaplar = Öz sermaye

 

Öz sermaye, olumlu (artırıcı) ve olumsuz (azaltıcı) unsurlardan oluşmaktadır. İşletmelerde öz sermaye adıyla ayrı hesap mevcut olmayıp ticari serveti oluşturan unsurlar topluluğu söz konusudur. Öz sermaye ülkemizde bilanço esasına göre defter tutan işletmelerde ticari kazancın tespiti bakımından bir araç olarak kullanılmaktadır.

Vergi kanunlarımıza göre öz sermayenin önemi Gelir Vergisi Kanununun (GVK) 38. maddesinde ortaya çıkmaktadır. Ticari kazancın saptanmasını öz sermaye karşılaştırılması ile yapılacağına dair GVK’nun 38. maddesi şöyledir: “Bilanço esasına göte ticari kazanç, teşebbüsteki öz sermayenin hesap dönemi sonunda ve başındaki değerleri arasındaki müspet farktır. Bu dönem zarfında sahip ve sahiplerce:

 

1- İşletmeye ilave olunan değerler bu farktan indirilir.

2- İşletmeden çekilen değerler ise, farka ilave olunur.

 

Ticari kazancın bu şekilde tespit edilmesinde VUK’nun değerlemeye ait hükümleri ile bu Kanunun 40 ve 41.maddeleri hükümlerine uyulur.

İşletmeye ilave edilen değerler şunlardır : Sermaye artırımı, ortakların karşılıksız ödemeleri, emisyon primleri, şahıs işletmelerinde işletme sahibinin işletmeye yaptığı ilaveler.

İşletmeden çekilen değerler ise şunlardır: Dağıtılan Kârlar, sermayenin azaltılması, şahıs işletmelerinde işletme sahibinin işletmeden çektiği değerler.

 

Sermaye ; işletme sahip ve sahiplerinin kendi özel varlıklarından ayırarak işletmeye verdikleri varlıkların değeri olarak adlandırılır. Her işletme bir sermaye ile kurulur ve işletmenin kuruluş işlemlerine bağlı olarak bu sermaye, Ticaret Siciline tescil ve ilan edilir.

Tek şahıs işletmeleri ve adi şirketlerde sermaye miktarı istenildiği anda ve herhangi bir resmi işleme gerek kalmaksızın değiştirilebilir. Adi şirketler ve şahıs şirketlerinde para veya paradan başka değerlerle şahsi emek, ticari unvan ve itibar da sermaye olarak konabilir.

Ticaret şirketlerinde özellikle sermaye şirketlerinde ise hem şirketin kuruluşu hem de sermayenin değiştirilmesi birtakım hukuki işlemlere bağlanmıştır. Sermaye şirketlerinde ise ticari itibar ve emek sermaye olarak konmaz, sermaye olarak; para, iktisadi değer, taşınır taşınmaz mallar ve haklar konulabilir.

Şirketlerde sermayeye ilişkin olarak, 24.6.1995 tarih ve 559 sayılı Kanun Hükmünde Kararname 27.6.1995 tarih ve 22326 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiş bulunmaktadır. Bu düzenleme ile birlikte esas sermayesi 5.000.000.000.-TL’sinden aşağı olan anonim şirketler bu tarihten itibaren iki yıl içinde sermayelerini bu miktara çıkararak tescil ettirmeleri gerekmektedir. Bu açıklamalara göre; anonim şirketlerin asgari sermayesi 5.000.000.000.- TL’sine, limited şirketler de asgari sermayesini 500.000.000.-TL’ye yükseltmek zorundadırlar. Son olarak da 19.01.2002 tarih 24645 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan açıklamalar ışığında, 6762 Sayılı Türk Ticaret Kanununun (TTK) 272. maddesinde anonim şirketler için beş milyar TL olarak öngörülen asgari esas sermaye miktarı elli milyar TL’sine, aynı Kanunun 507. maddesinde limited şirketler için beş yüz milyon TL olarak öngörülen asgari sermaye miktarı beş milyar TL’sine yükseltilmiştir.

 

Şahıs şirketlerinde işletme sermayesinin denetimine yönelik fazla çalışma olmamasına karşın sermaye şirketlerinde işletme sermayesinin denetimi önemli bir yere sahiptir. İşletmelerin sermayesinin denetimindeki amaçlar; hisse senetleri ve bunlara ait işlemler üzerindeki iç kontrolün değerlendirilmesi, ihraç edilebilecek hisse senetleri, ihraç edilmiş ve elde kalan hisse senetleri, dağıtılmamış kârlar ve dağıtılmamış kâr rezervleri defteri kebir hesapları ve bilançoda sunumunun uygunluğunu saptamaktır. Ayrıca, denetmenler, her ortak grubunun ayrıcalıklarının ortaklıkça tanındığını ve denetime tabi tutulan dönemdeki herhangi bir sermaye yapısı değişikliğinin gerekli yetkiye dayandığını ve usulüne uygun olarak kayıtlara geçirildiğini saptamak durumundadır.

 

Ödenmemiş sermaye diğer yandan, işletmeye tahsis edilen veya ortaklarca taahhüt edilen sermayenin ödenmemiş kısmını gösterir. Ödenmemiş sermaye hesabı aktif karakterli pasifi düzenleyici bir hesap olduğu için ilk kaydın borçlandırılarak yapılması gerekir. Hesap sermaye taahhüdü aşamasında borçlanır, ortakların sermaye borçlarına karşılık verdikleri değerler nedeniyle alacaklanır. Hesap kalanı nominal sermayeyi bilançoda ödenmiş sermayeye indirger ve bilanço pasifinde(-) değerle gösterilir.

Ödenmemiş sermayenin, henüz apel (ödeme) çağrısında bulunulmamış kısmının nominal sermayeden düşülmesi gerekmektedir. Apel çağrısı yapılan kısmı aktifte ortaklardan alacaklar hesabına devredilir ve bu hesapta raporlanır.

Sermaye yedekleri; sermayenin bağlandığı varlıkların değerlemesi sonucu ya da sermaye hareketleri nedeniyle ortaya çıkan fonlardır. Bu fonlar sermayeye eklenebilir, sermayeye eklenmemiş olan kısım ise sermaye yedeği olarak bilançoya aktarılır. Bunların başlıcaları aşağıdaki gibidir;

 

- Hisse senedi ihraç primleri,

- Hisse senedi iptal kârları

- Yeniden değerleme artışları,

- İştirak değer artışları ve

- Maliyet artış fonu.

 

Bu grupta iki farklı karaktere sahip hesapların olduğunu söylemek mümkündür. Bunlardan birincisi, sermaye gibi ortaklar tarafından katlanılan unsurlardır: Hisse Senetleri İhraç Primleri ve Hisse Senetleri İptal Kârları.

Bu iki hesap adından da anlaşılacağı gibi, sermayesi hisselere bölünmüş ve senede bağlanmış sermaye şirketlerinde ortaya çıkması muhtemeldir. Dolayısıyla diğer işletme türlerinde bu iki hesabın kullanılmaması beklenmektedir.

Bu grubu oluşturan hesaplardan, Maddi Duran Varlıklar Yeniden Değerleme Artışları ile İştirakler Yeniden Değerleme Artışları, yukarıdaki unsurlardan farklı bir karaktere sahiptirler. Bu unsurlar, tamamen işletmenin 24 ve 25 no.lu hesap gruplarını oluşturan varlıkların yeniden değerlenmesi sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu unsurlar bilanço esasına göre defter tutan tüm işletmelerin bilançolarında yer alabilmektedir.

Kar yedekleri hesap grubunda; kanun, ana sözleşme hükümleri ya da ortaklıkların yetkili organları tarafından alınan kararlar uyarınca, dağıtılmamış ya da işletmede alıkonulmuş kârlar bu hesap grubunda gösterilir. Bu grupta aşağıdaki hesaplar yer alır;

540 YASAL YEDEKLER

541 STATÜ YEDEKLERİ

542 OLAĞANÜSTÜ YEDEKLER

548 DİĞER KAR YEDEKLERİ

549 ÖZEL FONLAR

 

Bu gruptaki hesaplarda izlenen öz kaynakların ortak özelliği işletmenin önceki dönemde elde ettiği kârlardan ayrılmış olmalarıdır. Dolayısıyla bu bölümdeki hesaplar “570 Geçmiş Yıllar Kârları” hesabının borçlandırılmaları karşılığında (duran varlık satışı veya sigortaca tazmini nedeniyle doğan kârların doğrudan bu gruptaki hesaba alınması durumu hariç) alacaklanırlar. Bu bölümdeki yedekler sermayeye eklendiklerinde ya da başka bir şekilde kullanıldıklarında borçlanırlar.

Sadece sermaye şirketleri yedek akçe ayırmak zorundadır. Bilindiği üzere ferdi işletmeler ve şahıs şirketlerinde ortaklar işletme alacaklılarına karşı tüm mal varlıklarıyla “sınırsız” sorumludurlar. Bu durumda; gerektiğinde şahıs şirketleri ortaklarının şirket dışındaki varlıkları öz sermayenin bir unsuru gibi devreye sokulabilmektedir. Oysa sermaye şirketleri “sınırlı sorumlulukları” nedeniyle böyle bir güvence ve destekten yoksundurlar. Ortakların şirket dışındaki varlıkları, sorumluluk kapsamında değildir. Yedek akçe ayırımındaki temel düşünce, bir kısım kârın dağıtılmayarak şirkette bırakılmasıdır. Böylelikle yedek akçe ayrılması, işletmenin verimli çalışması sonucunda ortaya çıkan kârın bir bölümünün ortaklara dağıtılması yerine şirkette bırakılması yoluyla öz sermayenin güçlendirilmesidir.

 

Ülke ekonomisinde önemli yerleri olan ve kamuyu ekonomik ve sosyal yönden yakından ilgilendiren şirketler, faaliyetlerini devam ettirebilmek için hem bulundukları günleri ve hem de yarınları düşünmek zorundadırlar. Bu zorunluluk mali yönden tedbir alınmasını gerektirir. Bu konuda alınacak tedbirlerin başında faaliyet dönemini kârlı bir sonuçla kapatmışlarsa, bu kârların bir kısmını pay sahiplerine dağıtılmayarak, şirketin bünyesinde bırakılması suretiyle elde edilen kaynakların bütünü “ Yedek Akçeler” olarak tanımlanır.

Yedek Akçeler, ileride meydana gelecek zararları kapatmak, beklenilen veya beklenilmeyen ortaklığın zarar, kayıp ve masraflarını karşılamak, ortaklığın istikrar içinde devamını ve gelişmesini ve istikrarlı kâr dağıtımı yapması için ortaklık kazancından alıkonulan açık veya gizli kıymetler şeklinde de tanımlanabilir.

Yukarıdaki açıklamaya benzer diğer bir tanımlama da; dağıtılmamış kârlardan belirli bir kısmının, belirli bir faaliyet, muamele veya şartının bir sonucu olarak ortaya çıkabilecek, tahmin edilen zararları karşılamak, stok değerindeki veya elde bulunan hisse senetleri ve tahvil fiyatlarındaki düşmeleri karşılamak, şirket aleyhine açılmış davalar, grevler ve çıkması beklenen kanunlar sebebiyle doğması muhtemel bulunan zararları karşılamak amacıyla da yedek ayrılabilir.

Ülkemizde birçok büyük sınai, mali ve ticari anonim şirketlerin tescil edilmiş sermayelerine nazaran oldukça yüksek ihtiyatlara sahip olduğu görülmektedir. TTK ihtiyatlı bir şekilde de olsa yedek akçe ayırımını destekleyici hükümler getirmiş, vergi kanunları da tatmin edici olmasa bile ihtiyatların vergilendirilmesinde nispi avantajlar sağlamış ve böylece oto finansmana yardım edilmiştir.

Şirketler açısından yedek akçe ayırım konusu farklılık göstermektedir. Şahıs işletmelerinde ortaklar işletme alacaklılarına karşı tüm mal varlıklarıyla “sınırsız” sorumludurlar. Bu durumda, gerektiğinde şahıs şirketleri ortaklarının şirket dışındaki varlıkları öz sermayenin bir unsuru gibi devreye sokulabilmektedir. Oysa Sermaye Şirketleri “sınırlı sorumlulukları” nedeniyle böyle bir güvence ve destekten yoksundurlar. Ortakların şirket dışındaki varlıkları sorumluluk kapsamında değildir. Bu nedenle ülkemiz uygulamasında, şahıs şirketlerinde yedek akçe ayırma zorunluluğu getirilmezken, sermaye şirketlerinin sorumluluk sınırlarını genişletmek ve öz sermaye yapılarını güçlendirmek üzere yedek akçe ayırmaları zorunlu tutulmuştur. (TTK 466. madde)

Kâr, bir iş teşekkülü tarafından sahiplerinin, seçilmiş bir yönetimin idaresinde, sermayelerini kullanmaları karşılığında kazanılan net gelir anlamına gelmektedir.

İşletme kârı genelde belirli bir takvim zamanı esas alınarak hesaplanır. Bu şekilde hesaplanan kâr dönem kârıdır. Dönem kârı, belirli bir takvim zamanında işletmenin gerçekleştirdiği kâr olarak, yıllık, altı aylık, aylık, haftalık veya günlük kâr olarak belirlenebilir.

Kâr hangi dönem (takvim zamanı) esas alınarak ölçülmek isteniyorsa, kârı belirleyen satış geliri ve maliyet unsurları da aynı dönem (takvim zamanı) esas alınarak saptanmalıdır.

 

Son olarak ta, tekdüzen hesap planında 52 Sermaye Yedekleri Hesap Grubunda yer alan Maddi Duran Varlık Yeniden Değerleme Fonu (522 hesap), Maliyet Artış Fonu (524), 54 Kâr Yedekleri Hesap Grubunda yer alan Yedek Akçeler (Yasal yedekler, statü yedekleri ve olağanüstü yedekler), İştirak Hisseleri ve Gayrimenkul Satış Kazançları, 57 Geçmiş Yıllar Kârları gibi kalemler iç kaynaklardan sermaye artırımında kullanılabilecek kaynaklardandır.

 

3. ÖZVARLIK TESPİT DAVALARI

Öz Varlık tespitine konu olacak davalar ticaret mahkemelerinde açılmaktadır. Tespit konusu olacak nedenleri aşağıdaki gibi sıralayabiliriz.

1- işletmelerin varlıklarının borçlarını karşılayamaması durumunda öz sermayenin şirket bünyesinde korunduğunun ispatında,

2- şirketlerin nevi değişiklikleri sırasında yasal zorunluluklardan,

3- şirket birleşmelerinde yasal zorunluluklardan,

4- öz kaynak yapısının güçlendirilmesi amacıyla öz varlıkların cari değerlerinin tespitine kadar geniş bir alana sahip konuları içermektedir.

 

Yukarıda sıralanan nedenlere dayanılarak işletmenin gerek dönen gerekse duran varlıkları arasında yer alan varlıklarının tespitine ilişkin dava açılabilmektedir. Genel olarak açılacak davalarda davanın türüne göre çeşitli belge ve prosedürler olmasına karşın aşağıda nevi değişikliğine ve şirket birleşmelerine ilişkin dava başvurularında gerekli prosedür verilmiştir.

 

Nevi Değişikliklerinde;

• Anonim, Kollektif, Komandit ve Ferdi işletmeden dönüşüm olarak Limited Şirket kurulabilir, bu durumda

• Öz varlık tespiti için Ticaret Mahkemesine başvurulur.

• Bilirkişi raporu alınır.

• Kollektif ve komandit’den dönüşüm ise ilgili vergi dairesinden ortakların vergi borcu olmadığına dair belge alınır.

• Ani sermaye Taşıt ise, ilgili trafik Şube Müdürlüğü’nden Mülkiyeti muhafaza kaydı olmadığına dair belge alınır.

• Ani sermaye Gayrimenkul ise, tapu Sicil Muhafız Müdürlüğü’nden gayrimenkul üzerinde herhangi bir takyidatın olmadığına ilişkin yazı alınır.

• Şirket sermayesi Ani, Nakdi, Ani ve Nakdi birlikte olabilir.

• Ani sermayenin toplamı 500 milyon altında ise bunun kalanını nakdi sermaye ile tamamlamak mümkündür.

• Dönüşüm, A.Ş.’den LTD’ye ise, Genel Kurulda dönüşüm kararının alınması ve başvuruda HAZİRUN (ortaklar listesi) cetveli ile Ticaret Sicil Gazetesinin getirilmesi gerekmektedir.

Şirket Birleşmelerinde;

Türk Hukuku 2 tür birleşmeye imkan vermiştir:

1.   Devralıcı birleşme

2.Yeni ortaklık kurulması yolu ile birleşme. Her iki şekilde de katılan ortaklık(lar) tasfiyesiz infisah ederler ve onlara ait mallar intikalinde külli halefiyet ilkesi geçerlidir. Birleşme prosedürü bu iki evlilik türü açısından şu şekilde işlemektedir:

 

A)    Devralma Yolu ile Birleşme İşlemleri

1.  Birleşme sözleşmesinin hazırlanması

2. Devreden şirketin özvarlık tespiti için mahkemece bilirkişi incelemesi yapılması

3.   Birleşme sözleşmesinin imzalanması

4. Devralacak şirketin esas mukavele değişikliği metninin hazırlanması ve bu sebeple Sanayi ve Ticaret Bakanlığından izin alınması (sermaye arttırımı)

5. Katılan ve devralan şirketin genel kurullarının ayrı ayrı toplantıya çağrılması

a. Katılan şirket yönünden : Birleşmeye karar verilmesi ve birleşme sözleşmesinin onaylanması (infisah niteliğinde)

b. Devralan şirket yönünden : Birleşmeye karar verilmesi ve birleşme sözleşmesinin onaylanması; birleşme sözleşmesine göre esas sözleşme değişikliklerine karar verilmesi, sermaye arttırımına karar verilmesi (Ayni sermaye koyulma niteliğinde)

6.    Birleşme kararının birleşen ortaklıklarca tescil ve ilanı

7.    Katılan ortaklığın sona erdiğinin tescil ve ilanı

 

B)    Yeni Ortaklık Kurulması Yolu ile Birleşme İşlemleri

1.  Ortaklar arasında görüşmeler ve anlaşma

2.  Ayni sermaye tespiti için, birleşen ortaklıkların malvarlıklarının mahkeme tarafından değerlendirilmesi

3. Birleşme sözleşmesinin hazırlanması ve imzalanması

4. Yeni kurulacak şirketin kuruluş hazırlıklarının yapılması, esas sözleşmesinin imzalanması, imzanın noterce tasdiki ve Sanayi ve Ticaret Bakanlığından izin alınması

5. Genel Kurulların toplantıya çağrılması : Yeni kurulacak Şirket esas sözleşmesi onaylanır (infisah niteliğinde)

6. Yeni ortaklığın kurulması, tescil ve ilan

7. Birleşen ortaklıkların infisahının tescil ve ilanı.

 

Dikkat edilmesi gereken bir husus yapılacak olan genel kurullarda aranan toplantı ve karar yeter sayılarıdır. Katılan ortaklar açısından genel kurul onayları infisah niteliği taşıdığı için şirketlerin feshinde aranan çoğunluklara; Devralan ortaklar açısından ise ayni sermaye koyulması yolu ile sermaye artırımı niteliğinde olduğundan sermaye artırımında aranan çoğunluklara uyulması gerekmektedir.

Birleşme sonucu infisah eden şirketin malları, borçları tediye veya temin edilinceye kadar ayrı olarak ve devralan (yeni kurulan) şirket tarafından idare edilir. Devralan (yeni kurulan) şirketin yönetim kurulu üyeleri, alacaklılara karşı infisah eden şirket mallarının ayrı olarak idaresini sağlamak hususunda şahsen ve müteselsilen sorumludurlar.

 

3.1 TTK Uyarınca Öz Varlık Tespiti

TTK’nda varlıkların tespitine ilişkin çeşitli hükümler yer almaktadır. Bunlardan en önemlisi TTK md. 324’dür. TTK 324. madde gereğince; “son yıllık bilançodan esas sermayenin yarısının karşılıksız kaldığı anlaşılırsa, yönetim kurulu derhal toplanarak durumu genel kurula bildirir.

Şirketin aciz halinde bulunduğu şüphesini uyandıran emareler mevcutsa yönetim kurulu aktiflerin satış fiyatları esas olmak üzere bir ara bilançosu tanzim eder. Esas sermayenin üçte ikisi karşılıksız kaldığı taktirde, genel kurul bu sermayenin tamamlanmasına veya kalan üçte bir sermaye ile iktifaya devam kararı vermediği taktirde şirket feshedilmiş sayılır. Şirketin aktifleri şirket alacaklılarının alacaklarını karşılamaya yetmediği taktirde yönetim kurulu durumu derhal mahkemeye bildirmeye mecburdur. Mahkeme bu taktirde şirketin iflasına hükmeder.

Şu kadar ki; şirket durumunun ıslahı mümkün görülüyorsa yönetim kurulu veya bir alacaklının talebi üzerine mahkeme iflas kararını tehir edebilir. Bu halde mahkeme, envanter tanzim veya yediemin tayini gibi şirket mallarının muhafazası için gerekli tedbirleri alır.”

TTK’nın yukarıda metni bulunan 324. maddesi, anonim şirketlerle ilgili bir madde olmakla beraber bu madde TTK’nın 546. maddesi uyarınca limited şirketler hakkında da uygulanmaktadır. Yine bilindiği gibi, uygulamada, sermayesinin üçte birinden fazlasını kaybetmiş olan şirketlerin sermaye artırma talepleri, yukarıdaki 324. madde gerekçe gösterilmek suretiyle reddedilmektedir.

Görüleceği gibi, sermayesinin üçte ikisini veya daha fazlasını kaybetmiş olan şirketlerde sermaye artırımına izin verilmemesinin ana nedeni YENİ PAY SAHİPLERİNİN ALDATILMASININ ÖNLENMESİDİR.